Estetik diş tedavileri ön dişlerde lamina, zirkonyum ve cam seramikler ila sağlanabilir.

RADYOTERAPİ VE AĞIZ SAĞLIĞI 

Radyasyon, dokular üzerinde akut ve kronik değişikliklere neden olur. Radyoterapi sırasında ve sonrasında oluşan bu değişikliklerin ağız sağlığı üzerinde büyük etkileri vardır. Kemoterapiden farklı olarak, radyoterapinin geçici etkileri, baş ve boyun dokularındaki proliferatif hücrelerin kalıcı yıkımına bağlı olarak kronik, dönüşümsüz ve ilerleyici olabilir.
Etkili bir şekilde ağız sağlığının korunması; uygun koruyucu ve önleyici tedaviler hastanın ve ailesinin eğitimi, hastanın yakın takibiyle sağlanır. Radyoterapi sırasında ve sonrasında hastanın ağız sağlığının korunması için, hem hasta hem doktor, normal bir ağız bakımının gerektirdiğinden daha fazla zaman ve çaba harcamalıdır.

Radyoterapi sonrasında oluşan akut değişiklikler;

Günlük oral hijyen değişiklikler ve osteo radyon ekrozdur. Tüm bu yumuşak bir diş fırçası ve tadı keskin olmayan, komplikasyonlar hastanın yaşam kalitesini ve abrasiv özelliği düşük bir diş macunuyla tedaviye olan cevabını olumsuz yönde etkilerler. Bu uygulama oral mikrofloranın azalmasına yardımcı olur ve enfeksiyonları önler. Bu hastalarda kullanılacak olan tüm preperatların nötral  ph da ve su bazlı olması gerekmektedir. Geniş Akut komplikasyonlar
1-Tat Almada Bozukluk
(%12’lik klorheksidin glukonat gibi) oral floranın Dil radyasyon sahası içinde kaldığında terapinin kolonizasyonunun azaltılmasında etkilidir. ilk haftası içinde tatlı, tuzlu, acı ve asidik tatların Nötropenik hastalarda mukosit riskini önlemek kaybı gerçekleşir. 3,000cGy miktarındaki doz  amacıyla, hastaların kan tablosu incelenerek birikiminde tat kaybı olur. Tat almadaki bozukluk, klorheheksidin gargaranın uygulanması hastanın radyoterapinin tamamlanmasından sonra 20-60 güne genel sağlıkla ilgili tedavi dönemini daha rahat
kadar kısmen düzelir. Kalıcı tat alma bozukluğu, geçirmesini sağlar. Klorheksidin ile profilaktik 6,000cGy dan daha büyük dozlarda görülebilir ve gargaraya başlayan hastalarda mikrobiyal kserostomiyle şiddetlenebilir . enfeksiyonların, dişeti enflamasyonunun ve
kanamasının başlamasının önlendiği, çürük riskinde 2- Mukozit azalma olduğu görülmüştür.
Mukozitin başlangıcı, şiddeti ve süresi uygulanan Sukralfate tabletler suda çözülmüşşekilde doza, dozun uygulandığı bölgeye, iyonize radyasyon (1g/15mL) ağrının hafifletilmesi için gargara olarak kullanılmasına, verilen total doza, radyasyon kullanılabilir. Bu uygulama ülserasyon bölgelerinde girişlerindeki doku yoğunluğuna ve alkol-sigara adeziv pasta halinde yüzey bariyeri oluşturur. kullanımının devamına bağlı olarak değişir. Lidokain (%2) veya diklonin hidroklorit (%0,5), Mukozit, genelde radyoterapinin 2. haftasının örtücü ajanlarla (magnezyum hidroksit: kaopektate, başında 1,000cGy doz uygulamasından sonra ortaya magnezia sütü) kombine edilebilir ve difenhidramin çıkar. Tedavi devam ettikçe şiddetlenir ve tedavi şurubu (benadril eliksir) gargara, balgam sökücü bittikten 2-3 hafta sonra ortadan kalkar. olarak kullanılabilir. Kamilosan Liquidin solüsyonu Radyasyonun seyrine göre primer olarak (150mL ılık suyun içine 15 tablet), kamomil nonkeratinize dokular (yumuşak damak, farinks, bitkisinin çiçeğinden hazırlanır, ağrı ve
ağız tabanı, bukkal mukoza ve dil kökü) etkilenir. enflamasyonlarda bir miktar azalma sağlar ve ciddi Eritem ve hiperemi olur. Epitelyal proliferasyonun mukozitleri önler. Sistemik analjezikler ağrı azalmasına bağlı olarak mukoza incelir ve atrofiye kontrolünde önemlidirler.
olur. Erozyon ve ülserasyon bölgeleri beyaz, fibröz bir yapıyla örtülüdür. Bu bölgeler önce odaklar halindedir. Fakat çok kısa sürede diffüze olurlar.
3- Enfeksiyonlar Kabukların soyulması genelde sürtünmenin Enfeksiyondan şüpheleniliyorsa fungal, tekrarlandığı mukoza yüzeylerinde olur. Örnek bakteriyel ve viral kültür yapılması önerilir. En olarak dilin lateral ve ventral kenarları veya bukkal yaygın enfeksiyon, Candida albicans’ların neden mukoza gösterilebilir. Kötü restorasyonlar, kırık olduğudur. Enfeksiyon tükrük akışındaki azalmanın dişler veya kötü uyumlu protezlerin neden olduğu bir sonucudur ve diş protezleri ve alkol-tütün mekanik irtasyonla mukozit tablosu kötüleşebilir.
Oral hijyenin zayıf olması
marjinal ve interdental Psödomembranöz formda kandidiyazis, yükseltilmiş,kenarlarda enflamasyon bozukluklarını artırır (1, 6-beyaz, peynirimsi plaklar halindedirler. Plaklar kazındığında kanamalı ve eritematöz bir taban ortaya çıkar. Atrofik veya eritematöz formda
özellikle damakta kırmızılaşmış yamalı bölgeler bulunur. Hastalar sıklıkla yanma ve batma hissi olduğundan şikayetçidir. Topikal antifungal ajanlar (nistatin solüsyonu veya klotrimazol hapları) tedavide kullanılabilir. Kserostomik hastalar için ağızın suyla çalkalanması, tabletlerin ve hapların erimesini kolaylaştırır. Akrilik protezlerin altında genellikle Kandida kolonizasyonu oluşur. Protezler yeni enfeksiyonların oluşmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Radyasyona maruz kalan hastalarda sistemik enfeksiyonlar seyrek görülür. Çünkü seyrek
olarak immünosupresyon vardır. Herpes simpleks 1 gibi viral enfeksiyonlarda asiklovir veya türevleri kullanılabilir .

Kronik Komplikasyonlar

1-Trismus

Çiğneme kasları ve temporomandibular eklem.radyasyona maruz kaldığında; örneğin nazofarengeal tümörlerin ve posterior damağın radyoterapisinde.şiddetli spazmlar gelişebilir. Trismus radyoterapi sırasında oluşabilir. Fakat genellikle tedaviyi takip  eden altı ay içinde gelişir. Kasların ve eklem kapsülünün fibrozisi ağız açmadaki kısıtlılığın nedenidir. Trismus, genellikle radyoterapi cerrahi rezeksiyonla kombine edildiğinde daha şiddetlidir.Olayın başlangıcı yavaş ve irreversibl olduğu için çene egzersizleri en önemli koruyucu yöntemdir. Günde 3 kez 20’şer defa olabildiği kadar ağzı açıp-kapama minimum kas kontraksiyonunu ve normal fonksiyonu korumaya yardımcı olur. Bu egzersizler devamlı olarak yapılmalı iyileşmeden sonrada devam edilmelidir. Trismus geliştiğinde kaybolan interokluzal aralığın geri kazanılabilmesi için daha agresif fizik tedavi yöntemleri veya bazı protetik aygıtlara ihtiyaç duyulabilir.

 2- Kserostomi

Kserostominin ani başlangıcı, radyasyona maruz kalan hastalarda en yaygın görülen etkidir. Kserostominin şiddeti ve kronikliği uygulanan, doza radyasyon alanına ve tükürük bezlerinin radyasyon sahası içinde kalmasına bağlıdır. Bununla birlikte tükürük bezleri oldukça düşük mukotik değerde ve radyasyona oldukça hassastırlar. Sonuç olarak tükürük, seröz komponentlerin kaybına bağlı olarak kalın, yapışkan ve visköz olur. İrreversibl yıkım ve hipofonksiyon 4,000cGy den fazla doz alımında gerçekleşir. Hastalara bilateral iyonize radyasyon  uygulandığında tükürük bezlerinde, stimüle ve nonstimüle akıcılıkta %80’e varan oranda azalma görülür. Parotis ve submandibular bezin radyasyonu, % 60’lık bir azalma yaratır. Benzer şekilde, mandibulanın alt kenarını da kapsayan radyasyonda etkilenen sublingual ve submandibular bezlerin tükürük üretimi %72 oranında azalır.   Tedavinin birinci haftasını takiben hastalarda erken değişiklikler rapor edilmiştir ve tükürük üretiminde %50 azalma kaydedilmiştir. 6. haftadan sonra (6,000) %75’ten daha fazla bir azalma görülmüştür. Devam eden fibrozis sonucunda radyasyon tedavisinden 3 yıl sonra tükürük akışında % 95 oranında azalma meydana gelir. Çiğneme, konuşma ve yutkunma zorlukla yapılır. Sadece submandibular bezlerin radyasyona maruz kaldığı hastalarda fonksiyonel aktivitelerde daha az değişme rapor edilmiştir. Bütün bunlara ek olarak viskozite artar ve hacim azalır. Tükürük pH’ı 5.5’in altına düşmüştür. İmmünglobülin
seviyelerinde ve elektrolitlerde azalma vardır. Oral mikroflora daha kariyojenik patojen içeren bir yapıya doğru değişim gösterir. Hastalar yanma hissinden, rahat olmadıklarından, yemekleri yutmakta güçlük çektiklerinden şikayet ederler. Baharatlı yiyeceklere tolerans azalır. Dişlerin soğuk ve sıcağa hassasiyeti artar. Kandidial lezyonlar yaygındır. Dil atrofiye olur ve fissürleşir. Enflamasyon ve atrofi yaygındır. Mukoza gevrek bir hale gelir. Mekanik travmaların etkisiyle sıklıkla sekonder ülserasyonlar meydana gelir. Hastalar diş protezlerine karşı düşük tolerans gösterirler. Çünkü mukoza gevrek bir haldedir ve yağlanma eksikliği vardır.
Tedavinin amacı semptomatik rahatlama sağlamaktır. Eksik tükürüğün yerine su, gliserin ve yapay tükürük preparatları sıklıkla kullanılır.
Karboksimetilselüloz ve hidroksietilselüloz preparatları, mukopolisakkarit solüsyonları veya gliserat polimer nemliliğin ve yağlanmanın
sağlanmasına yardımcı olabilir. Gliserin suyla karıştırılarak sprey halinde mukozanın nemlendi rilmesinde kullanılabilir. Yumuşak bir
solusyonla gargara yapmak da dokuların nemliliğini sağlamada, mukus ve debrisin temizlenmesinde yardımcı olabilir.
Pilokarpin, tükürük bezlerini onların muskarinikkolinerjik agonist özellikleriyle stimüle eder. Radyasyon tedavisi sırasında Pilokarpin kullanımı, anlamlı derecede tükürük üretimini korur. 5mg’lık günde 4 defa kullanımı radyasyon uygulamasının hemen öncesinde başlatılır.
Radyoterapi ve Ağız Sağlığı ve yan etkilerinin dereceleri saptanır. Yaygın olarak görülen yan etkiler; terleme, rinit, baş ağrısı ve üriner rahatsızlıktır ve genellikle iyi tolere edilirler. Hastalara ilaca başlandıktan 1 hafta sonra yatma zamanı doz maksimum 10mg’a kadar artırılabilir. Eğer tolere ediliyorsa, sabah dozu maksimum 10mg’a kadar artırılabilir. Artmış tükürük akışı genellikle ilacın alımından 30 dak içnde görülür ve maksimal cevap sadece devamlı kullanımda görülür.  Pilokarpin hipertansiyonu olanlara, kalp damar, karaciğer ve astım hastalığı, dar açı glokomu
olanlara önerilmez. Bu hastalarda kullanımı kontrendikedir. Bu durumlarda mutlaka hastanın hekimi ile konsültasyonda bulunmak gerekir. En   yaygın kullanılan Pilokarpin hidroklorit ve betanekoldür . Betanekol, betametikolinin bir karbamik   esteridir. Muskarinik ve nikotinik kolinerjik aktiviteye sahiptir ve tükürük üretimini artırmayı sağlayabilir. Doz günde 3 defa 25 mg olarak başlatılır ve günde 3 defa 50mg’lık doza artırılabilir.
Ülkemizde oftalmik preperatlar kullanılmaktadır. FDA onayı olmamakla birlikte bazı Avrupa ülkelerinde FDA kontrolünde oftalmik preperatlar (ağız içi yeni preperat üretmek pahalı olduğu için) ağız içine uygulanmaktadır .

 3-Radyasyon Çürükleri

Radyasyon diş çürüklerine direkt olarak neden olmaz. Kserostomi’nin tükrük pH’sında azalma, tamponlama kapasitesinde eksiklik, tükrüğün mekanik olarak atıkların temizlenmesindeki yoksunluk, koruyucu immünoproteinlerdeki kayıpla sonuçlanması ve oral mikrofloranın daha kariyojenik türlere doğru kayışı, çürük oluşumunun hızlanmasına katkıda bulunur. Radyasyon çürükleri genellikle servikal yüzeyden başlar. Daha sıklıkla mine sement sınırında çevresel çürüklerdir ve birkaç hafta veya ay içinde kuronların ampute olmasıyla sonuçlanır. Çürükler ayrıca kesici kenarlar ve tüberkül tepelerinde oluşur.
Pulpa dokusundaki kanlanmanın azalmasına ve atrofiye bağlı olarak hastaların ağrıya yanıtı azalır ve diş tedavi edilemez hale gelinceye kadar hastalar tedavi arayışına girmezler.
Radyasyon çürükleri oral hijyenin sağlanması ve günlük flor uygulamalarıyla önlenebilir. Nötr pH 1.1% Sodyum Florid veya 0.4% kalay flörür jel günde 5-10 dk uygulanabilir. Koruyucu bütün dişleri tamamen kaplamalı ve marjinal gingivanın birkaç mm üzerine uzanmalıdır. Her ne kadar kalay flörür asidik yapısından dolayı diş yapısına daha fazla penetre olsa da ağrıya ve hassasiyete neden olabilir.
Bazı hekimler floridin klorheksidin ile kombinasyonunu önerirler. Böylece Streptoccoc mutans seviyesinin azalmasına ve remineralizasyonun artmasına yardımcı olunur.
  Daha düşük seviyede kserostomili hastalarda florid jel ile fırçalanabilir. Florid günlük olarak kullanılmak zorundadır; çünkü 24 saat içinde florid floridi hayatlarının geri kalanında kullanmaları gerektiğini ve radyasyon çürüklerinin dişlerin ışınlanmasıyla ilgili olmadığını anlamalarıdır. Çünkü bu olay dönüşümü olmayan kserostominin ve ağız ortamındaki geçiçi değişimin sonucudur.

4- Osteoradyonekroz (ORN)

Osteoradyonekroz (ORN), radyasyon terapisininen ciddi komplikasyonudur. Radyasyonun kemik yapıcı hücreler üzerindeki sitotoksik etkileri, yumuşak doku fibrozisi ve kemik içi arterlerin tıkanması, hipoksik, hiposellüler ve hipovasküler kemik ve yumuşak dokunun oluşmasına neden olur. Bu da, dokuların onarım kapasitesini azaltır.
ORN mandibulada maksillaya göre daha sık görülür. Daha yoğun kemik daha fazla radyasyon emer. ORN, insidansı, verilen total dozla orantılıdır ve 6,000cGy’den az olan hastalarda görülme sıklığı azdır. Hem eksternal ışın tedavisi hem ağız içi implant kullanımı ORN riskini arttırır. ORN, genellikle mukozanın diş çekimi, enfeksiyon, agresif periodontal tedavi veya mekanik irritasyonla (karşılığı olmayan dişler, uzamış dişler ve diş protezleri) alttaki kemiğin açığa çıkması gibi travmatize olması durumunda meydana gelir. Açığa çıkan geniş alanlar, düzensiz kemik irrtasyonuna neden olur ve komşu yumuşak dokuda daha fazla yıkım meydana gelir. Hastalar dayanılmaz ağrı, trismus, kemik segmentlerinin atılması ve ekstaoral ve intraoral fistül oluşumuyla süpürasyona maruz
kalırlar. Hem, yutkunma ve konuşma güçlüğü görülür. Olayın ilerlemesiyle patolojik kırıklar meydana gelebilir.  ORN’u geliştiren risk faktörleri alkol, tütün gibi devam eden mukozal irritanlar, zayıf ağız hijyeni, fiziksel ve besinsel durumlardır. Radyasyon tedavisinden sonra yapılan diş çekimi ORN  oluşmasındaki en büyük risk faktörüdür ve tedavi öncesi yok edilmesi gereken kritik durumdur. Büyük çürüklü dişler, periodontal hastalıklı dişler terapiye başlamadan en az 14 gün önce çekilmelidir. Tam bir  iyileşmeden emin olabilmek için iyi bir primer kapama gereklidir ve kemiğin açığa çıkması önlenmelidir. Ayrıca bu süre içinde tüm restoratif önlemlerin alınması en iyisidir. ORN geliştiğinde, debridman ve irrigasyon, sekesterin alınması, topikal ve sistemik antimikrobiyal ajanlar iyileşmeyi  hızlandırmada yardımcı olur. Hiperbarik oksijen osteoblast aktivitesinin başlamasına yardımcı olur ve diğer tedavilere cevap vermeyen, açığa çıkmış geniş alanların iyileşmesini sağlar. Hiperbarik oksijen tedavisi ayrıca radyasyon tedavisi sonrası 6,000cGy den fazla doza maruz kalan hastalarda mandibuladaki dişlerin çekiminde kullanılır .

Radyoterapi Öcesi Ağız Bakımı

Baş-boyun bölgesinde radyoterapi uygulanacak her hasta, ağız bölgesindeki komplikasyonların gelişimine neden olacak risk faktörlerinin belirlenmesi için tam bir ağız içi klinik değerlendirmeden geçmek zorundadır. Optimal ağız sağlığını gerçekleştirebilmek için gereken tüm işlemler yapılarak radikal bir koruyucu tedaviye başlanmalıdır. Dişli hastaların % 97’si radyasyon tedavisine başlama öncesi bakıma ihtiyaç duyarlar. Dişlerin değerlendirmesi tam bir yara iyileşmesinin sağlanabilmesi için en az 3 hafta önce başlamalıdır.Radyasyon alanının ve toplam dozun bilinmesi tedavi planının oluşturulmasında önemli faktörlerdir
Radyasyon tedavisi gerektiren ağız tabanı, dil, tonsiller, papiller lezyonları ve retromolar tümörler, majör tükrük bezi lezyonları tedavilerinde mandibulada radyasyon çürükleri ve ORN için daha fazla risk vardır.Sorunlu premolar ve molarların radyasyon tedavisi öncesi alınmasında hekimler daha dikkatli davranmalıdır. Primer tümörün lokalizasyonuna ve büyüklüğüne bağlı olarak, radyasyonun amacı tümörün seyrini yavaşlatma ise dişin ağızda kalmasının rahatsızlık verdiği durumlarda radyasyon öncesi dişin alınması
endike olabilir ..
Prognozları
şüpheli olan özellikle radyasyon sahası içindeki tüm dişler radyoterapi öncesinde çekilmelidir. Bunlar; ilerlemiş çürüklere sahip dişler, periapkal patolojili dişler, residüel kök uçları, şiddeti hafiflemiş periodontal hastalıklar, çene kemiğine kaynamış üzeri kemikle örtülü olmayan dişler ve aşırı sürmeye ve yumuşak doku travmasına sebep olabilecek okluzyonda olmayan dişlerdir. Radikal uygulama genelde, ağız hijyeni zayıf, az motive olan, ağız bakımını geliştirmede yetersiz fiziksel kapasiteye sahip hastalarda çekimdir. Yumuşak dokunun tam iyileşmesinin sağlanabilmesi için radyasyon tedavisi öncesi; en az 3 hafta önceden diş çekimi yapılmalıdır. Hasta radyasyon tedavisi görecekse, cerrahlarla iletişim kurarak, hastanın onkolojik cerrahisi sırasında genel anestezi altındayken dişlerinin çekimi yapılabilir. Bu yeterli iyileşme için zaman sağlayacaktır. Primer yara kapanması, keskin kenarların ve kemik çıkıntılarının giderilmesi için alveolektomi yapılmalıdır. Ayrıca radyasyon tedavisi öncesinde protez öncesi cerrahi (torusların ve kemik andırkatlarınınalınması) de yapılmalıdır. Diş taşı temizliği ve subgingival küretaj ile tüm sert ve yumuşak artıkların ortadan kaldırılması sağlanabilir. Herhangi pürüzlü veya keskin diş yüzeyleri ve restorasyonlar yumuşatılmalı veya değiştirilmelidir. Çürük dişler restore edilmelidir. Nonvital dişler fonksiyon için önemlidir ve bunlar mandibulanın primer olarak ışınlandığı veya yüksek risk taşıyan bölgelerinde değillerse endodontik tedavi yapılarak ağızda tutulmalıdır. Saha içindeki periapikal patolojili mandibular molarlar, çok köklü olduklarından endodontik başarısızlık olabileceğinden ve ORN riskinden olayı çekilmelidir.Besin alımının dengeli olmadığı hastalarda, yüksek şekerli yiyecekler ve içecekler alınan kalorinin artması için genelde tavsiye edilir. Çürük riskinin azalması için, hastalar yemekten sonra dişlerini fırçalamalıdırlar. Radyasyon tedavisinin tamamlanmasından sonra, hastaya yardımcı olmak ve çürük oluşumunu engellemek için ne tür besinler alması gerektiği ve ne tür besinlerden kaçınması gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunmalıdır.

Radyoterapi Sırasında Ağız Bakımı

 Radyasyon sırasında, hastaları her hafta kontrol etmek gerekir. Mukozitin paliatif tedavisi, mukozal irritasyonu azaltmak; sekresyon ve debris tabakasını uzaklaştırmak için sık sık tuzlu su-soda ile ağzın çalkalanmasını gerektirir. Dilüte klorheksidin gargaraları günde 3-4 kez kullanıldığında gingival enflamasyonun azaltılmasında faydalıdır

Radyoterapi ve Ağız Sağlığı

anesteziklerden hazırlanan gargara topikal ağrının hafiflemesini sağlar. Radyasyon alanının dışında gelişen mukozit ve/veya doku nekrozlarının şiddetlendiği bölgelerden alınan örnekler kültüre edilmeli ve enfeksiyonun viral mi bakteriyel mi olduğu tespit edilmelidir. Hastalar kandidial enfeksiyonlar açısından da kontrol edilmelidir.
Mukozal dokuların kayganlığını sağlamak ve travmatik ülserasyonların değişikliklerini azaltmak
için yapay tükrük kullanımına yönlendirilmelidir. Trismusu önleyici egzersizler yeniden gözden geçirilmelidir. Arklar arası mesafe ölçümleri yapılarak açmada azalma gösteriyorsa, egzersiz programı ağırlaştırılmalı yada mekanik aletler devreye sokulmalıdır. Bu durumda protez yapımından vazgeçilmelidir (obtüratörler hariç). Gerekli restoratif çalışmalara, primer olarak ışınlanan bölgeler dışında kalan dişlerde, tedaviyi tolere edebilen hastalarda olabildiğince uzun süre devam edilebilir .

Radyoterapi Sonrasında Ağız Bakımı

 Radyasyon tedavisini takip eden ilk ay içinde hastalar bir veya iki kere kontrol edilmelidir. Daha sonra 3-4 ayda bir kontrole çağırılabilirler. Amaç, radyasyon çürüklerini ve periodontal hastalıkları önlemek, ORN gelişmesinde rol oynayan risk faktörlerini azaltmak ve kserostomi gibi kronik etkileri idare etmektir. Kserostominin şiddeti hakkında i sorular ve subjektif şikayetler, hiposalivasyon derecesinin klinik değerlendirmesiyle, ağız mukozasının görünüşüyle, tükrük sekresyonunun seviyesiyle ve tükrüğün kompozisyonu ve viskozitesiyle ilgilidir. Ağız mukozası irritasyon ve ülserasyon alanları açısından incelenmelidir.
Ağız açmada azalma varsa, interark aralığı ölçümleri takip edilmelidir. Trismus, radyasyon tedavisi bittikten 1 yıl sonra da gelişebilir. Hastalar çene açma egzersizlerine devam etmelidir ve egzersizlerle trismus oluşumu engellenemiyorsa fizik tedaviye başlanmalıdır .
Dişler, diş taşları, demineralizasyon alanları veya çürükler açısından kontrol edilmelidir. Cep derinlikleri ve kanama indeksi hastanın periodontal sağlığıyla ilgili değişimleri bize verecektir. Hassas bir diştaşı temizliği, kök planlaması ve polisaj sert ve yumuşak artıkları uzaklaştırmak için uygulanabilir. Radyasyon bölgesinde kalan dişlerin periodontal ligamanlarındaki vasküleritenin azalmasından
dolayı periodonsiyumun remineralizasyon ve tamir yeteneği azalmıştır. Küretaj ve mukogingival cerrahi işlemlerden sonra reataşman oluşumu gerçekleşmeyebilir.
Periodontal cep meydana gelerek enfeksiyonlar ve kemik nekrozları oluşabilir. Bu nedenle agresif periodontal tedaviye başlarken, azalmış doku toleransı ve iyileşme kapasitesi dikkate alınmalıdır. Çürük lezyonları ve demineralizasyon
alanları hızlı ilerlemeye bağlı olarak erken tedaviye ihtiyaç duyarlar. ORN riski olmayan restore edilemeyen dişlere endodontik tedavi uygulanabilir. Protetik uygulamalarla alveol kretinde oluşan travmalar aniden ORN’a sebep olabilir. Protetik uygulamaların zamanlaması büyük bir tartışma konusudur. Karar klinik muayene sonuçları ve mukozanın durumu temel alınarak verilmelidir. Radyasyon tedavisinden daha önce de protez kullanan tam dişsiz hastalar; radyasyon tedavisinden önce veya sonra dişlerini çektiren hastalara göre daha düşük ORN riski taşırlar. Mukozitin tamamen geridöndüğü hastalar için radyasyon tedavisinin bitimini takiben 3 ay sonra nihai protezler veya var olan protezlerin kenar uyumunun yeniden sağlanması söz konusu olabilir. Uzun süre mukoziti olan, atrofi olmuş kserostomili, kolay ezilebilen mukozalı veya radyasyon alanında yeni çekim yapılmış hastalar için protetik rehabilitasyon için bekleme zamanı 6 aydan bir yıla kadar uzayabilir. Risk grubundaki uyumsuz hastalarda karar, tümden protez yapmama yönünde olabilir. Protez kenarlarının fazla uzun olmamasına dikkat edilmeli, skar bölgeleri yeterli miktarda rahatlatılmalı, dikkatli okluzal ayarlamalarla mandibular kaidenin lateral hareketleri minimuma indirilmelidir. Hastalar protez hijyeni konusunda bilgilendirilerek geceleri protezleri çıkarmaları konusunda uyarılmalıdırlar. Hastalar, protezleri onları irrite ettikeri anda çıkararak ve en kısa sürede doktorlarına
başvurmalıdırlar.
Radyoterapi uygulaması sonucu hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bazı komplikasyonlar oluşabilir. Hastaların ağız
sağlığının etkili bir biçimde korunması; uygun koruyucu ve önleyici tedavilerle sağlanır.Bu süreçte hastanın ve ailesinin eğitimi çok önemlidir. Radyoterapi uygulaması sırası ve sonrasında doktor, hasta ailesi ve hasta arasındaki uyum ve işbirliğine gereken önem verilmelidir.

Bir Cevap Yazın


WHATSAPP İLE SORMAK İÇİN TIKLAYINIZ